6 Şubat 2023 Depremlerini Unutmuyoruz, Vazgeçmiyoruz, Hesap Sorulmasını İstiyoruz!
6 Şubat 2023’te meydana gelen depremler sonucunda, resmi verilere göre en az 53.537 kişi yaşamını yitirmiş, 107 binden fazla kişi yaralanmış, milyonlarca insan ise evsiz kalmış veya hayatı geri dönülmez biçimde değişmiştir. Kayıpların acıları hâlâ çok taze ve adalet talebi de büyük ölçüde karşılıksız kalmaya devam ediyor.
Bu önlenebilir yıkımın yıldönümünde bir kez daha vurgulamak isteriz k, 6 Şubat’ta yaşananlar yalnızca bir “doğal afet” değildir. Yaşanan yıkım; uzun yıllara yayılan ihmallerin, denetimsizliğin, mevzuata ve hukuka aykırı uygulamaların ve hesap sorulmayan kamu sorumluluğunun bir sonucudur.
Yıkılan binaların önemli bir bölümünün, öngörülebilir ve önlenebilir risklere rağmen ayakta kalamayacak şekilde inşa edildiği, farklı illerde yıkılan yapılara ilişkin olarak açılan ceza ve tazminat davaları, ortak bir gerçeği ortaya koymaktadır: Malzeme kalitesi, kaçak katlar, etkisiz yapı denetimi ve hukuka aykırı ruhsat süreçleri yargılama dosyalarında açık biçimde görünür hâle gelmiştir. Mevzuata aykırı projelere verilen idari onaylar, denetimsizlik ve göz yumulan usulsüz uygulamalar, zarar vermeme yükümlülüğüyle bağdaşmayan bir idari pratiğe işaret etmektedir.
Bu tablo, bireyleri üçüncü kişilerin faaliyetlerinden doğabilecek ölümcül risklere karşı koruma, etkili denetim yapma ve önleyici tedbir alma gibi, devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin ciddi biçimde ihlal edildiğini göstermektedir.
Kamu görevlilerinin sorumluluğu bakımından verilmeyen yargılama izinleri, dosyaların ayrılması, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler ve yargılamaların uzunluğu; adalete erişimi zorlaştırmakta, bazı yargı süreçlerinde sorumlular hakkında ciddi değerlendirmeler yapılmış olsa da, bugün itibarıyla cezasızlık riskinin hâlâ güçlü olduğunu işaret ettiği gibi, toplumun adalet duygusunu da zedelemektedir.
Bu itibarla, yalnızca kaybettiklerimizi anmakla yetinmiyor; tüm sorumlular hakkında etkili soruşturma yürütülmesini ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini talep ediyoruz.
Bu yıldönümünde açıkça ifade ediyoruz:
Yaşam hakkı, afet sonrasında hatırlanacak bir ilke değil; afet öncesinde korunması gereken temel bir haktır. Deprem sonrası yargılamalar yalnızca bireysel kusurları değil, idari, kurumsal ve yapısal sorumlulukları da görünür kılmak zorundadır. Etkili soruşturma ise yalnızca dava açılmasıyla değil; gerçeğin ortaya çıkarılması, sorumluların ayrım gözetilmeksizin yargılanması ve orantılı yaptırımlar uygulanmasıyla mümkündür.
Bu çerçevede,
- Depremler, olağanüstü bir doğa olayı değil; öngörülebilir ve yönetilmesi zorunlu bir kamu riskidir. Planlama, ruhsatlandırma ve denetim süreçleri bu gerçeklik temelinde yeniden ele alınmalı ve deprem riskine ilişkin kamu sorumluluğu açık biçimde tanınmalıdır.
2. Mevzuata aykırı projelere verilen ruhsatlar ve denetimsiz şekilde düzenlenen iskân izinleri, yaşam hakkını doğrudan tehlikeye atan işlemler olarak değerlendirilmeli ve ruhsat ve yapı kullanma izni süreçleri yaşam hakkı perspektifiyle yürütülmelidir.
3. Denetimin fiilen özel firmalara bırakıldığı ve idarenin belge kontrolüyle yetindiği uygulamalara son verilmeli ve sorumluluğun kamuya ait olduğu açıkça kabul edilmelidir.
- Yapı denetimi kamu gözetimi altında, etkin ve şeffaf biçimde yürütülmelidir.
- Can kayıplarında, yaralanmalarda, yıkımlarda sorumluluğu olan her düzeydeki kamu görevlilerinin işlemleri etkili biçimde soruşturulmalıdır.
Kamu görevlilerinin soruşturulması için kabul edilmeyen yargılama izin taleplerine ilişkin kararlar kaldırılmalı ve bundan sonra yapılacak tüm yargılama izin talepleri kabul edilmelidir, İzin süreçleri ve usulü ayrımlar, cezasızlık sonucunu doğuracak şekilde işletilmemelidir.
- Adaletin tesisi için şeffaflık ve hesap verebilirlik esas alınmalıdır.
Depremle ilgili tüm süreçlerde bilirkişi raporları, idari belgeler ve kararlar kamuoyunun denetimine açık olmalıdır. - Deprem sonrası yürütülen yeniden inşa süreçlerinde, “rezerv alan” ilanları yoluyla tarım alanlarının yok edilmesine ve mülkiyet hakkının ihlal edilmesine son verilmelidir. Mülk sahiplerinin açık rızası alınmaksızın yapılan uygulamalara son verilmelidir. Bu uygulamalar; yalnızca mülkiyet hakkını değil, yerinde yaşam, geçim hakkı ve karar alma süreçlerine katılım hakkını da zedelemektedir. Afet sonrası iyileştirme, hız gerekçesiyle hakların askıya alındığı bir alan hâline getirilmemelidir.
6 Şubat’ın yıldönümünde bir kez daha:
Kaybettiklerimizi unutmayacağımızı,
Adalet talebinden vazgeçmeyeceğimizi, .
Bu yaşananların bir “kader” değil, önlenebilir bir yıkım olduğunu hatırlatmaya ve hatırlatılmasını istemeye devam edeceğimizi tekrar ediyoruz. .