Aralık 2009, İzlem 1
Kayıtlı bir başlık bulunamadı.


E-bültene üye olun
Adınız Soyadınız
E-mail adresiniz
Kriz Mağdurlarına Yargıtaydan İyi Haber

Yargıtay, kriz döneminde artan işten çıkarmalar konusunda işçileri sevindirecek bir karara imza attı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, haksız yere işten çıkarılan bir belediye işçisine işini iade etmeyen belediyeye verilen 4 maaş tazminat kararını az bularak işçiye 6 maaş tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi. Yargıtay'ın kararıyla mahkemeler, işe iade tazminatları hesaplarken her zaman alt sınırı uygulamayarak işçinin kıdemi ve atılma nedeni gibi her olaydaki somut kriterlere göre 8 maaşa kadar tazminat verebilecek.

 Ankara Altındağ Belediyesi'nde çalışan 19 yıllık işçi S.İ., haksız yere işten çıkarılınca işe iade davası açtı. Mahkeme işçinin işe iadesine karar verdi. Ancak işveren belediye bu kararın gereğini bir ay içinde yerine getirmediği için yeniden dava açtı. Ankara 13. İş Mahkemesi, belediyenin işçiye 4 maaş tutarında tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. İşçinin avukatı, tazminat miktarını düşük bularak kararı temyiz etti.

Alt Sınır Zorunlu Değil
Tazminat miktarının yükseltilmesine hükmeden Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kararında mahkemece iş akdinin feshinin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin başvurusu üzerine işveren tarafından bir ay içinde işe başlatılmaz ise işçiye ödenmek üzere en az 4 en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminatın belirlenmesi gerektiğine hükmetti. Kararda, iş güvencesi niteliğindeki bu tazminatın işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği belirtilerek "Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalıya ait işyerinde 19 yıl çalıştığı, işverence gerçekleştirilen feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşıldığından feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmesi isabetlidir. Ancak davacı işçinin kıdemine ve fesih nedenine göre mahkemece işe başlatmama tazminatının davacının 4 aylık ücreti tutarında belirlenmesi
doğru bulunmamıştır.
Bu tazminatın davacının 6 aylık ücreti oranında belirlenmesinin dosya içeriğine uygun düşecektir" denildi. Yargıtay'ın
kararına göre mahkemeler, işe iade tazminatları hesaplarken her zaman alt sınırı uygulamayarak işçinin kıdemi ve atılma nedeni
gibi her olaydaki somut kriterlere göre 8 maaşa kadar tazminat verebilecek.

Hoşgeldin Dayağı Cezasız Kaldı
2007’de, Kırıkkale’de açılan F tipi cezaevine yapılan nakiller sırasında gardiyanlar tarafından dövüldüğünü iddia eden mahkumların suç duyurusu üzerine başlayan soruşturma, ilk muayenede mahkumlar için “vücutlarında morluk var” ifadesini veren doktorların ifadelerinde “darp yok” demeleri üzerine kapandı.

Sincan 2 Nolu F tipi cezaevinde tutulan 28 hükümlü, 15 Eylül 2007'de yapımı tamamlanan Kırıkkale F Tipi Cezaevi'ne nakledildi. İddiaya göre, hükümlüleri koğuşlarına yerleştirmekle görevli 8-10 kişilik gruplardan oluşan infaz koruma memurları, koridor ve odalarda hükümlüleri darp etti. Hükümlülere yumruk, tekme, cop ve sopalarla saldırdığı öne sürülen infaz koruma memurlarının, eylemlerini, cezaevindeki kameraların görmediği noktalarda gerçekleştirdiği öne sürüldü.

Doktorlar Çark Etti
Hükümlülerin avukatları, olayın ardından 66 infaz koruma memuru ile cezaevi müdürü hakkında suç duyurusunda bulundu. Soruşturma başlatan savcılık, güvenlik kamerası kayıtlarını istemesine rağmen, gönderilen kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmadı. Suç duyurusunda bulunmalarının ardından hastaneye sevk edilen hükümlülerin ilk muayenelerinde vücutlarında ezilme ve çürüme görüldüğü kayıtlara geçirildi. Ancak aynı doktorlar, kesin muayene raporlarında hükümlülerin vücutlarında darp ve cebir izi olmadığını bildirdi. Doktorlar, sadece 3 hükümlü hakkında "hafif yaralanma" şeklinde rapor verdi. Ancak savcılıktaki ifadelerinde raporların sehven bu şekilde düzenlendiğini bildirdi. Savcılık, doktor raporları arasındaki çelişkiyi de dikkate almadan, soruşturmayı takipsizlikle tamamladı.

AİHM'ye Gidiyor
Takipsizlik kararına yapılan itiraz üzerine dosya Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geldi. Mahkeme de kesin doktor raporlarını gözönünde bulundurarak, takipsizlik kararının kaldırılması istemini reddetti. Hükümlülerin avukatlarının, AİHM'ye başvuracakları öğrenildi.

Başlarken...
"Diyalog" adını verdiği dergiyle, insan hakları ile ilgili tüm unsurların iletişime geçebilmesini, kamusal alanda yaşanan ihlaller ve atılan adımlar konusunda bütün kesimlerin bilgi sahibi olarak adım atabilmesini amaçlayan İnsan Hakları Ortak Platformu, şimdi de iki haftada bir dağıtımı yapılacak bir elektronik bülten hazırladı.

Yaşananlarla ilgili bilgi sahibi olunmadan diyalog kurulması, haberdar olunmadan harekete geçilmesinin mümkün olmadığı inancıyla hazırlandı bu bülten. İnsan haklarının korunması ve yaygınlaştırılması için faaliyet gösteren örgütlerin ve grupların, kimlerle ve hangi konularda öncelikli olarak diyalog kurmaları gerektiğine yönelik küçük bir rehber görevi görebileceği inancıyla üzerinde çalışıldı.

Hükümetin üzerinde çalıştığı bir yasa taslağının eksikleri ve anlışları konusunda itiraz edebilmek, TBMM'de görüşülen bir tasarıyla lgili esaslı görüşler ortaya atabilmek, öncelikle yapılan alışmalardan haberdar olmayı gerektiriyor. Bu nedenle,  yasama ve ürütmenin düzenli olarak izlenerek, yapılanların aktarılması, harekete geçilebilmesi için ilk adımı oluşturuyor.

Yasalar ne kadar uluslararası standartlara çekilse de  uygulayıcıların verdiği kararlar, hem değiştirdiği yaşamlar hem de Türkiye'nin insan hakları karnesinin temel belirleyicisi olması nedeniyle büyük önem taşıyor. Bu nedenle, yargı kararlarının izlenerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin koyduğu standartlara, mevcut mevzuata ve en önemlisi hak ve adalet kavramlarına uygunluğunun sivil toplum
tarafından sıkı sıkıya denetlenmesi gerekiyor. Elbette, AİHM'nin verdiği kararların takibi de yapılmış hak ihlallerine dikkati çekmek, yargının bu standartlara uygun karar vermesi konusunda zorlayıcı olmak açısından büyük önem taşıyor.

"İzlem" adını verdiğimiz elektronik bültende bu yüzden, yasama, yürütme ve yargıyı, AİHM'yi izlemeye çalışacağız. Sadece basına yansıyan konuları değil, duyulmayanları, gözden kaçanları, bilinmeyenleri gündeme taşımak için uğraşacağız.

Devletlerin, insan haklarını herkes için kullanılabilir hale gelmesini sağlamak konusunda üç temel yükümlülüğü bulunuyor: Saygı duyma, koruma ve yerine getirme yükümlülükleri.

Uluslararası sözleşmelere göre, devlet, saygı duyma yükümlülüğünü yerine getirerek, tüm organlarını kişi ya da grup bütünlüğünü ihlal etme ve özgürlüklerini kısıtlama sonucu doğurabilecek eylemlerden
alıkoymak zorunda. Bireysel ve grup haklarının başkaları tarafından ihlal edilmesini önlemek için koruma yükümlülüğünü yerine getirmek devletin ödevi. Yerine getirme yükümlülüğünü, "yerine getirerek", kişilerin hukuksal güvencelerini sağlamak ve bu konudaki gereksinimlerini gidermede fırsat sahibi olabilmesini garanti altına almak da devletin zorunlu görevlerinden biri.

İnsan hakları ve hak temelli örgütlerin en önemli rollerinden birisi ise bu yükümlülükleri yerine getirmekle görevli yasama, yürütme ve yargıyı izlemek, bunlarla ilgili bilgi toplamak, eylem ve kararlarının normlara uygunluğunu denetlemek oluşturuyor. Bu nedenle izliyor, izlediklerimizi hızla aktarıyoruz. "Diyalog" kurmak için izlemek gerekiyor. İzlem'i bu nedenle hazırlıyoruz. Keyifli okumalar...

www.ihop.org.tr